Sihirli bir değneğim olsa projelerime can verirdim

Sihirli bir değneğim olsa projelerime can verirdim

Yapıları "cansız canlılar" olarak tanımlayan başarılı mimar, bana bir sihirli değnek verseler ve ne yapmak istersin diye sorsalar yaptığım binalara can vermek, nefes vermek isterim diyor. Kısa ve uzun vadede büyük hedeflerinin olduğunu belirten Yılmaz, bu hedef doğrultusunda bugün herkesin yapabileceği hiçbir projeye girmediklerini belirtiyor. Günümüzde global  mimariden yavaş yavaş özgün mimariye doğru bir geçiş olduğunu söyleyen Murat Yılmaz, kişiye özgü tasarımların yani tekrarı olmayan, kişiliği ve kimliği olan yapıların önümüzdeki döneme damgasını vuracağını belirtiyor.


Varyap Meridian ve Trump Tower gibi iddialı birçok projeye imza attınız. Projelerinizin bu kadar ses getirmesinin sebebi nedir?
Buradaki en önemli etken aslında hedeflerimiz. Daha da büyük hedeflerimiz var. Bunları gerçekleştirmek için de bugün bunları yapıyor olmamız gerekiyor. Ama temel yaklaşımımız şu; bize bir şey katacak, bizi hedefimize yaklaştıracak her projeye yaklaşmaya çalışıyoruz. Bunlar da genellikle belli bir kalite beklentisi olan projeler oluyor. Eğer herkesin girebileceği bir projeyse bizim o projeye girmemize gerek yok. Farklı, özel bir iş ise ve bu iş bizi zorlayacaksa biz bu projede varız diyoruz. İleride bizi daha zorlayacak, global anlamda bizi geliştirecek, daha da iddialı, ufku olan projeler yapma niyetimiz var.

Sanki üzerinde çalıştığınız bir projeden bahsediyor gibisiniz. Var mı şu an da böyle bir proje?
Uzun ve kısa vadeli hedeflerimiz var. Evet şu an hazırlanan, 3 - 5 yıl vadeli, iddialı projelerimiz var. Benim az önce bahsettiğim 10-20 yıl içinde gerçekleştirmek istediğim uzun vadeli hedefler.

Bu projeler  Türkiye'de mi olacak?
1 tanesi Türkiye'de, 1 tane de yurtdışında olacak. Bu mesleğe başlarken şuna inanarak yola çıktım; dünyada global bazda iş yapan mimarlık ofisleri var. İyi mimar olmakla birlikte, pazarlama politikaları ve iş yapma sistemleri de bunları dünya çapında başarılı yapıyor. Türkiye'den neden dünya bazında projeler çıkmıyor? Biraz bu söylediklerimin de etkisi var. Bu önümüzdeki 20-50 yıl içinde nasıl daha önce Avrupa'da kültür, medeniyet ve finansal güç varsa bu İstanbul'da da olacak. O zaman bu finansal güçle Avrupa'daki gibi Türkiye'de de büyük yapılar çıkacak. Daha önce bunun çıkmamasının sebebi olmaması değildi, böyle bir ortam yoktu. Gelecekte Türkiye'nin ekonomik, politik ve kültürel olarak gelişmesi bizim de ufkumuzu, beklentimizi açıyor. Ben 20 yıl öncede böyle düşünüyordum. O nedenle biz şimdiden hazırlanmaya başlıyoruz. Dünyaca ünlü firmalar var. Türkiye'de de böyle büyük firmalar olacak ve biz bu firmaların içinde yer almak istiyoruz. Kendimizi buna hazırlamak için iddialı, beklentisi yüksek, profesyonel işlerin içinde olmaya çalışıyoruz.


Yurtdışında da projeleriniz var ama anladığım kadarıyla hedefleriniz daha çok Türkiye'ye yönelik?
Merkez Türkiye tabii ama buradan edindiğimiz tecrübeyi doğumuza ve batımıza da taşımalıyız. Mutlaka yurtdışında da bölgesel anlamda bağlantılarımız, çalışmalarımız olacaktır.

Bugünün yapıları nasıl sizce?
Endüstriyel devrim sonrası ve globalleşme sonrası mimari biraz tanımsızlaştı. Çin'deki bir yapı ile Londra'daki bir yapı arasında pek bir fark kalmadı. Çağdaş mimari buna doğru gitmeye başladı ama bir dönem geldi ki artık bundan bir sıkılma ve rahatsızlık yaşanmaya başlandı. Bundan çıkış için kişiye özgü tasarım yapmak gerekiyor. Bir seferlik, tekrarı olmayan bir şey yani. Her yapının bir karakteri ve kimliği olmalı. Yeni trend bu anlayışa doğru gidiyor. Biz de kendimizi bu konuda geliştirmeye çalışıyoruz. Kopyadan ve tekrardan uzak durmaya çalışıyoruz. Her bir yapıya farklı bir kişiliği, kimliği olan insan gibi davranmaya çalışıyoruz.



Son yıllarda konutta yeşil binalar trend olmaya başlandı. Ne düşünüyorsunuz bu konuda?
Enerji hem geçmişte hem de günümüzde dünyanın en büyük problemleri arasında yer almıştır. Yeşil binalar dediğimiz bu konsept her zaman gücü daha da artarak hayatımızda olacaktır ve tasarımları da etkileyecektir. 15 yıl önce Dome Mimarlık'ı kurarken 2 alternatifim vardı; bir tanesi şirkete kendi adımı koymak diğeri ise vizyonumu koymaktı. Ben vizyonumu koymayı tercih ettim. Dome, doğal mekan anlamına geliyor. Ben ileride tüm mekanların doğaya yaklaşmaya çalışacağını düşünüyorum. En az enerjiyle, doğaya zarar vermeyen mekanlar yapılacak. Hatta bu yapıların doğaya katkı bile sağlaması lazım. O zaman istediğimiz kadar  yapı yapabilirsiniz. Benim hedefim de bu. Bu hedef doğrultusunda hem teknoloji hem tasarım hem de hedeflerimi birleştirmeye çalışıyorum. Global anlamda da aynı arayış var.

Global mimariden bahsettiniz. Bir yapının kültüründen izler taşımaması bir eksiklik midir?
Türk mimarisi, Fransız mimarisi, Alman mimarisi… Artık bunlar kayboldu. Ama yeniden kazanmaya çalışıyoruz. Bunu kazanmaya çalışırken de yeni inşaat malzemeleri ve teknolojileriyle eskiyi yakalamaya çalışıyoruz. Ama mekanların beklentileri ve malzemelerdeki değişiklikler eskiyi yansıtmamızı zorlaştırıyor. Örneğin camiler. Mimar Sinan, dönemini yansıtan çok farklı işler yapmış. Bugün aynısını kopyalıyoruz. Çünkü yeni bir şeyler üretmek için kültür veya cesaretimiz yok. Ama Mimar Sinan bugün yaşasaydı  tahmin ediyorum bol camlı, çok iddialı bir şey yapardı. Kendi çağımızla rekabet etmeliyiz. Mimar Sinan'ın başarılı kılan da buydu. Biz bugün neyi, nasıl kopyalayabiliriz diye düşünmekten yeni şeyler üretemiyoruz.



Mimarların birçoğu yapıda kaliteyi "uzun ömürlülük" olarak tanımlıyor. Sizce bir binayı uzun ömürlü kılan nedir?
İnsanın uzun ömürlü olması için ne gerekiyorsa yapı için de aynı şey gereklidir. Çocuk yapmakla bina yapmak arasında çok bir fark yok. Yapılar cansız canlılardır. Onların da başı, gövdesi ve kimliği var. Eğer sağlıklı planlansanız onun uzun yaşamasını sağlarsınız. Öncelikle ticari olarak uzun ömürlü olması lazım, yani fonksiyon değiştirdiğinde, yaş değiştirdiğinde hala işe yarar olması gerekiyor. İkincisi, iskeletinin ve omurgasının iyi gelişmiş olması gerekiyor. Üçüncüsü ise kabuğunun dayanabilir ve bakılabilir olması gerekiyor. Eğer bir yapının kimliği yoksa zaten baştan kaybeder. Ölü doğum gibi yani. Yaşamasına imkan yok. Bu biraz kültürle ilgili de bir şey. Son 50 yıldır biz ideolojik konularla biraz fazla uğraşmışız. Çevre ve yaşamla olan ilişkimizi biraz koparmışız. Şimdi yeniden kazanmaya başlıyoruz. Önümüzdeki 20 yıl ülkemiz daha keyifli, yaşanılabilir bir mekan olacak diye düşünüyorum.

Ressamın fırçası, fotoğrafçının ışığı… Peki mimarın en önemli malzemesi nedir?
Hayal… Hayal kurabilmek ve yaşayabilmektir. Yaptığın tasarımın içinde gezebilmek ve onu başkalarına da yaşatabilmektir. Bir film senaryosu gibi. Bir film çeker gibi o hayal ettiğin mekanı tasarlayıp, en az 50 yıl, 100 yıl içinde yaşayıp, hissedip onu anlatabilmektir. Bana "bir sihir verseler ve ne yapmak istersin?" diye sorsalar, binalarıma dokunup, yaşamasını, nefes almasını isterim derim. Bana göre yaşıyorlar zaten, sadece o kimlik ispat olsun isterim.



Peki bu hayallerinizi gerçeğe dönüştürürken nelerden ilham alırsınız?
Birinci etken projenin çevresi… Yaptığımız yapının etrafını nasıl değiştiririz diye düşünerek başlıyoruz işe. Çok sevdiğim, kıymetli hocam Hayati Tabanlıoğlu'nun bir lafı vardır; ben mimarlık yapıyoruz evet ama toplum için ne yapabiliriz? diye sorduğumda bana şunu söyledi; "Serede iyi bir şey varsa etrafındakiler ondan daha iyisini yapmak isterler. Sen çok iyi bir şeyler yaparsan, senden sonrakiler muhakkak daha iyisini yapmaya çalışacaktır. Senin bu toplum için yapabileceğin en iyi şey budur" demişti. Bu söz beni çok etkilemişti. İkincisi mimarlıkta matematiksel beklentiler var. Yaşam, büyüklükler, işverenin finansal gücü… Bir işin matematiği doğru ise ve iyi bir felsefesi varsa ne kadar yoğun olursa olsun iyi bir iş çıkabilir.

Mimarlığın sanatla olan ilişkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Mimarlık sanatın gerçek halidir. Sanat içinde hayali barındırır ve her bakan ayrı bir şeyler görür. Mimarlık da bunun gerçeğidir. Bana mimarlık nedir diye sorduklarında; mimarlık hayal ile gerçek arasında bağdır diyorum. Direkt bir sanattır ama sanatın gerçek yüzüdür. Hiçbir sanat dalında gerçek veriler, ticari beklentiler mimarlıkta olduğu kadar etkin değil. Örneğin bir heykel yapıyorsunuz, orada tamamen hayal gücünüzle sınırlısınız. Ama mimarlık öyle değil. Gerçek daha baskın.



Mimaride moda olur mu?
Mimarlıkta moda değil de çağdaşlık denilen bir şey vardır. Finans, enerji, küresel ısınma, malzeme teknolojilerinin gelişimi gibi konular mimariyi etkiliyor. Teknolojinin ve enerjinin mimariyi daha fazla etkilediğini buna da çağdaşlık demeyi daha doğru buluyorum.

Mimaride bugünün trendleri neler?
Yeşil binalar ve şeffaf mekanlar. Çünkü finansal sebeplerden dolayı mekanlar çok küçüldü. Bu küçük mekanlarda yaşayabilmek için daha fazla ışığa ihtiyacımız var. O nedenle daha şeffaf daha az enerji harcayan yapılar trend olmaya başladı.

Yurtdışında da birçok başarılı projeye imza attınız. Türkiye ile kıyasladığınızda ne tür farklılıklar göze çarpıyor?
Çok ciddi bir sistem farkı var. Finansal sistemden inşaat ve fikir sistemine kadar birçok konuda farklılık var. Dünyada bir bina yapmanın bir sistemi var. Türkiye'de ise bu biraz farklı. Türkiye'de işverenler biraz daha baskın. Onları belli bir fikre ikna etmek biraz daha zor. Türkiye'de bir proje yaparken bir kişi veya birkaç kişi üzerinden gidiliyor. Ama dünyada bu bir orkestra şefliğinde yapılıyor. Bu orkestra mantığında herkesin bir rolü ve sistemi var, herkes ne yapacağını biliyor. Türkiye'de ise orkestranın çaldığı senfoniyi sadece kemanla çalmaya çalışılıyor. Bu fark işe, zamana ve binaya yansıyor.

Şu an hangi projeler üzerinde çalışıyorsunuz?
Via-Port Venezia, Varyap'ın Metropol İstanbul projesi, Kartal'da Espadon projesi, Pendik'te Houses Suites ve Karina projelerimiz, Beylikdüzü'nde projelerimiz var… Bunun dışında fikir aşamasında olan projelerimiz var. Doğunca onları da paylaşırız.

Eklemek istediğiniz bir şey var mı?
Önümüzdeki 50 yıl ülkemiz için iyi olacak. Genç mimar arkadaşlarımızın buna inanıp kendilerini geliştirmeleri gerekiyor.

 

Özel Haber

Konuthaberleri.com