İnsanoğlunun en büyük eseri şehirlerdir

İnsanoğlunun en büyük eseri şehirlerdir

Boran Ekinci çok sıra dışı bir mimar. Sadece yaptıkları ya da henüz hayata geçme fırsatı bulamamış projelerinde değil; fikirlerinde, ilgi alanlarında, mimarlığa bakışında, Türkiye'nin dünü ve bugününü yorumlayışından gelecek beklentilerine dek söylediği her şeyde kendini hissettiren, insana iyi gelen, zihin açan bir sıra dışılık bu. Bu heyecanlı ve nev-i şahsına münhasır mimarı ofisinde ziyaret ettik ve kendi mesleki yolculuğundan Türkiye'nin mimari yolculuğuna uzanan keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik.

Mimarlık eğitiminizden de öncesine gidelim. Mimar olmaya ne zaman ve nasıl karar verdiniz?

Babamı çok küçük yaşta kaybettim. Babam inşaat mühendisiydi. Bizim zamanımızda çocuklar ya mimar olsun ya da mühendis denilirdi. Benden bir yaş büyük kız kardeşim benden bir yıl önce ODTÜ Mimarlık'a girdi. Bu benim için çok şahane oldu. Çünkü akşam ödevleri için yardım isterdi, sonra uyuya kalırdı. Ben de sabaha kadar projelerle uğraşırdım. Ve de bundan çok keyif alırdım. Lisede hiç de çalışkan bir öğrenci değildim oysa ki…  Ben heyecanımdan yatamıyordum. Onu tamamlamak istiyordum. Zaten matematiğe ve resme çok meraklıydım. Mimarlık da böyle ilgimi çekti, ilk andan itibaren çok sevdim.

2

Eğitmen yönünüz de var. Geleceğin mimarlarıyla bir arada olmak nasıl bir duygu?

Yıldız Teknik Üniversitesi'nde,  İstanbul Teknik Üniversitesi'nde hocalık yapıyorum, seminerlere gidiyorum. Bizim dönemlerimiz kadar idealist değiller sanki. Daha gerçekçiler. Bizim geldiğimiz dönemde bir tek arkadaşlık vardı, başka da hiçbir şey yoktu. O zaman hayallere kolay ulaşılır gibi geliyordu. Etraftaki hayat kolay çünkü, uç uçabildiğin kadar, herhangi bir kıstas yok. Şimdi çocuklar her şeyi  görüyor, dünyayı izliyor. Bu hem göz korkutuyor, hem de daha net, daha doğru algılıyorlar her şeyi. O kadar iyi bilirsen o kadar heyecana da kapılamazsın.

3


İki şehirde de mimarlık ofisi yönettiniz. Mimarların çalışma hayatı açısından Ankara'yla İstanbul'u kıyaslar mısınız?

Ankara'da kimse gelip size bina işi vermiyor. Ankara'dayken çoğu mimarlık şirketi gibi iç mimari yapıyorduk, arada mimari proje kolluyorduk. Ama mimari proje kolay verilmez. İstanbul çok canlı. Sermaye nerdeyse mimarın orada olması gerekiyor. Ankara'da yaşam rahattır. İstanbul'dan ilk Ankara'ya gittiğimde önce adapte olamadım. İstanbul'dayken günümü saat saat programlıyordum. Sabah koşturmaya başlıyordum, akşam nefes alıyordum ancak. Ankara'ya gidince aynı programı yine yaptım, çat diye öğlen bitiverdi bütün işler. İstanbul'da yarış atısın. Ben yarış atıyım burada. Ankara'dakilerin benimle yarışması mümkün değil. Evet, daha tatminkar, güzel bir hayatları var ama iş yarışmaya gelirse durumları zor. Çünkü benim ömrüm yarışmakla geçmiş, her gün koşuyorum ben. Çok antrenmanlıyım.

4

Türkiye geneline yayılmış birçok projeniz var. Tek bir şehre ya da tek bir mimari tipe odaklanmış değilsiniz.
Evet, zaten genelde çok sayıda üretilen ofis ve konut yapılarıdır. Bizim de portföyümüzün önemli bir kısmını bunlar oluşturuyor ama bizim sanayi yapımız da var, okul yapımız var, marina, otel, kentsel alan düzenlemesi yapmışız. Masa lambası da tasarladım, koltuk da tasarladım, yazı karakteri bile tasarladım.

5

Hayalinize en çok yaklaşan, "nihayet bunu da yaptım" dediğiniz projeler çıktı mı karşınıza?

Benim bütün hayatım hayal kurmakla geçiyor. Mesela çok ilginç, boğaz için buluş yaptığım bir proje var. Eşi benzeri yok, bir defada akıl edilemeyecek bir şey. Buluş diyorum, hakikaten öyle. Çok özgün, bana ait bir şey o. Henüz hayata geçmedi, geçmesi de biraz zor gibi. Bilmece gibi. Mesela o projenin bilmece gibi olması güzel. Başka bir projenin dansı güzel. Bir diğerinin sesi güzel. Ve de şanslıyım ki bir gün sesle uğraşıyorum, bir gün bulmaca çözüyorum, bir gün dans ediyorum. Bu zenginlik çok güzel. O yüzden projeniz ilk bakışta tanınıyor denilince gıcık oluyorum.

Bir proje teklifi aldığınızda süreç nasıl işliyor? Nasıl hazırlanıyorsunuz?

Ben hayatımda hiçbir zaman acaba ne çizsem diye düşünmedim. Bir şey dendiği anda hemen, "o anda" yapmaya başlarım. Siz anlattığınız anda ben hayal kurmaya başlıyorum. Ama hayalci ya da sürrealist de değilim. Şu ana kadar binlerce plan çizmişim zaten. Neyin olacağını, neyin olamayacağını bilirim.

Yabancı mimarları, mimari dergileri takip eder misiniz, nelerden beslenirsiniz?

Bu konuda en cahillerden biriyimdir. Yabancı mimarları hiç takip etmem. Dergilere bakma süratim de 5 saniye falandır. Vaktim yok çünkü. İşin kendisi de besleyici zaten. Ben her sabah kahvaltı yaparken kitap okurum. Kitap çok heyecanlıysa işe geç kalırım. Bazen öğlen geliyorum işe, bırakamıyorum kitabı. Genellikle fantastik kurgu okurum. Daha önce bilimkurgu okurdum ama okumadığım bilimkurgu kitabı kalmadı. Okunacak bir şey kalmayınca oturdum kendim yazmaya başladım. İki bilimkurgu romanının hikayesini oluşturdum, kenara koydum. Emekliliğimde yazmayı planlıyorum.

İstanbul'un şu anki hali ve yetiştirilmeye çalışılan 2023 vizyonu için neler düşünüyorsunuz? Bilimkurgu romanlarına mı benzeyecek, yoksa bizleri karanlık bir distopya mı bekliyor?

Önce Türkiye'ye bakalım. Eski zamanlarda yapılaşma kötü diyemeyiz. Tarihi eserleri genelde severiz, ki güzeldirler de. Zaten ustaları yapmıştır. Ayakkabıyı ayakkabıcı, elbiseyi terzi, inşaatı da inşaat ustası yapmış. Belli bir adap, disiplin var, düzen öyle. Bu iş tüm dünyada modern hayatla birlikte komple yıkılıyor. Bazı ülkeler geliştirerek devam ediyor, bilinçsiz olanlar da çöküyor. Biz son derece güzel çökenlerden biriyiz. Türkiye'de mimarlığa bakış son 10 yıla nazaran epey gelişti ama planlamacılık için aynı şeyi söylemem mümkün değil. Keşke kötü mimari olsaydı da iyi bir şehirciliğimiz olsaydı. Bunun ülkeye darbesi çok ağır.


Kentsel dönüşüm düzeltecek mi bu kötü tabloyu sizce?

İstanbul'un buna çok ihtiyacı var. Ankara'da bunu hallettiler, kaçak yapıyı durduralı yıllar oldu orada. İstanbul'da yeni yeni durduruldu. İlk etap bu. İkincisi sıhhileştirme, yani ıslah etme. Kentsel dönüşüm bunun için iyi bir metot. İstanbul'un tahminen yüzde 99'u dönüşecek. Bazı yerler korunacak, eski şehir denilen yerlerde elbette bir kıymet var. Ama diğer yerlerin değişmesi lazım. Bunlar kolay işler değil. Bir tur daha atmalıyız. Şu anda kötü olan her şey yıkılıp yeniden yapılacak, sonra bir kere daha yıkılacak ve yapılacak…